Davutoğlu: İlişkiyi bitiririz

Ahmet DAVUTOĞLU
Ahmet DAVUTOĞLU

Ya özür dilerler, ya uluslararası komisyonu ve onun raporunu kabul ederler ya da ilişkiler kesilir. Ben- Eliezer’e ilettiğim mesajlar İsrail hükümetine ulaştı. Cevap için sonsuza kadar beklemeyeceğiz.

DIŞİŞLERİ Bakanı Ahmet Davutoğlu, özür dilememekte direnmesi durumunda İsrail’le ilişkilerin asla düzelmeyeceğini belirterek, “Önlerinde 3 yol var. Ya özür dilerler, ya uluslararası komisyonu ve onun raporunu kabul ederler ya da ilişkiler kesilir” diye konuştu. Kırgızistan dönüşü soruları yanıtlayan Davutoğlu, “Geçen hafta İsrail Sanayi ve Altyapı Bakanı Benjamin Ben- Eliezer’e ilettiğim mesajlar İsrail hükümetine ulaştı. Cevap için tarih belirlemedik ama sonsuza kadar da beklemeyeceğiz” dedi. Daha önce İsrail’in tek taraflı soruşturmasını Türkiye’nin kabul etmeyeceği yönündeki açıklamaların aksine Davutoğlu, Türkiye’nin temel beklentisinin özür ve tazminat olduğunu hatırlatarak, “Bunun hangi komisyon kararına göre yapıldığının önemi yok” dedi. Davutoğlu’nun sözleri şöyle:

Obama habersizdi

Eğer kendilerinin kurduğu komisyon baskının haksız olduğu yönünde karar verir ve özür dilerlerse bu da yeterli olur ama önce kararı görmemiz gerek. BM’de olayların soruşturulması için bir ‘fact finding’ (gerçekleri bulma) komisyonunun oluşturulması süreci var. Ankara buna göre yol haritasını çizecek. İlişkilerin düzelmesine önem veren taraflara şans vermek istiyor, uluslararası toplumun vicdanının harekete geçmesini bekliyoruz.

Ben- Eliezer’le ABD telkiniyle görüşmedik. Görüşmenin olacağını Obama’ya biz Toronto’da söyledik. Önceden haberleri yoktu. Ben- Eliezer görüşmeye Netanyahu’nun özel temsilcisi sıfatıyla katıldı. Özel temsilci olmasaydı görüşmezdik. Ticaret Bakanı ile neyi konuşacağım? Devamını Okumak için »

Davutoğlu: Yeni Balkanlar inşa edeceğiz

dDışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Balkan şehirlerinin tarihini anlamadan Balkan tarihini ve geleceğini anlamanın mümkün olmadığını belirterek ”Asırlarca bir arada yaşayan Balkan kentleri 20. yüzyılda maalesef değişik gerekçelerle koptular” dedi.

Dışişleri Bakanlığı himayelerinde, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı desteğiyle Bayrampaşa Belediyesince Balkanlar’daki 12 ülkeden yaklaşık 45 belediye başkanı ile Türkiye’den de çok sayıda belediye başkanının katılımıyla düzenlenen ”Balkan Belediyeleri İşbirliği ve Dayanışma Forumu” açılış töreni İstanbul’da yapıldı.

Açılışta konuşan Davutoğlu, forumun hem muhteva, hem de zamanlama olarak doğru bir dönemde hayata geçtiğini belirterek, Balkan tarihi demenin Balkan kentlerinin tarihi demek olduğunu, Balkan şehirlerinin tarihini anlamadan Balkan tarihini ve geleceğini anlamanın mümkün olmadığını söyledi.

Davutoğlu, ”Eğer Balkan tarihinin bir serüveni varsa, bu aslında Balkan kentlerinin serüvenidir. İstanbul’un, Edirne’nin, Selanik’in, Üsküp’ün, Filibe’nin, Belgrad’ın, Saraybosna’nın, Priştine’nin serüvenidir. O kentlerin geçmişi anlamaksızın Balkanlar’ın geleceğini anlayamazsınız. Bu nedenle bu kentlerde bugün belediye başkanlığı yapanlar sadece kendi kentlerine hizmet etmiyorlar, hepimizin coğrafyası olan Balkanlar’ın geleceğini şekillendiriyorlar” diye konuştu.

Böyle bir faaliyete öncülük etmenin Balkanlar’ın geleceğine damga vurmak anlamına geldiğinin altını çizen Davutoğlu, İstanbul’da iki gündür Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Zirvesine ev sahipliği yaptıklarını, bu zirvenin Balkanlar’ın coğrafi karşılığı olduğunu söyledi. Davutoğlu, iki etkinliğin birbirini tamamlayan faaliyet olduğunu, çünkü siyasi liderlerin aldıkları kararları hayata geçireceklerin yerel yönetimler olduğunu kaydetti.

-İKİ KUTUPLU DÜNYA-

Balkan tarihini bilenler için şehirleri inşa etmeden Balkan tarihini inşa etmenin mümkün olmadığının altını çizen Davutoğlu, ”Asırlarca bir arada yaşayan Balkan kentleri 20. yüzyılda maalesef değişik gerekçelerle koptular. 16., 17., 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarındaki Balkanlar’a baktığımızda Devamını Okumak için »

Davutoğlu, HaberTürk’te

Bakan Davutoğlu’nun Habertürk Özel Programına verdiği mülakat:

You need to install or upgrade Flash Player to view this content, install or upgrade by clicking here.

Türk diplomasisi istanbul’da tartışılacak

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun evsahipliğiyle hafta sonunda İstanbul’da düzenlenecek olan uluslar arası konferansta, Gazze Operasyonu’na yönelik sert eleştirileriyle dikkat çeken, Princeton Üniversitesi uluslar arası hukuk profesörü Richard Falk gibi tanınmış yabancı akademisyenlerinin de katılımıyla “Türk Diplomasisi” tartışılacak. Davutoğlu, Cumartesi sabahı konferansın açılışını yapmak amacıyla Atina’dan erken dönecek.

“21. Yüzyılın Başında Bölgesel / Küresel Düzen ve Türk Diplomasisi” konulu uluslararası konferans, Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkilileriyle Türk ve yabancı akademisyenlerin katılımıyla 15-16 Mayıs günlerinde İstanbul’daki Four Seasons Otelinde gerçekleşecek.

-KONFERANSA PROF. RİCHARD FALK DA KATILACAK-

Türk dış politikasının öncelikleri ve açılımlarının tüm boyutlarıyla ele alınacağı konferansa, ABD’deki Princeton Üniversitesi’nin tanınmış uluslar arası hukuk profesörü Richard Falk’un aralarında bulunduğu yabancı ile Türk akademisyenler katılacak.

Vietnam, Bush Yönetimi, İsrail’in Gazze operasyonu gibi konulara ilişkin eleştirel görüş ve açıklamalarıyla dikkat çeken Falk, 2008 yılında BM İnsan Hakları Komisyonu’nun İşgal Altındaki Topraklarındaki Filistin Hakları Özel Raportörü olarak görevlendirildi. Atamaya, büyük tepki gösteren İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği operasyon da, Falk tarafından “savaş suçu” olarak nitelendirildi.
Devamını Okumak için »

Türkiye: Hem ‘model’ hem ‘güvenilir’ ortak…

fehmi_koruOXFORD (İngiltere)- Bu yazı her ne kadar ‘Oxford’ mahreçli yazılıyor olsa da, iki günlük gezi izlenimlerini yansıttığım Dışişleri Bakanı Prof. Ahmet Davutoğlu siz bu satırları okurken çoktan bir başka ülkeye gitmiş olacak.

Son on günde havada ne kadar kilometre yaparak kaç ülkeyi ziyaret ettiklerini hesaba kalkışan yardımcılarının çektiği zahmet görülmeye değerdi.

Bakanlıktaki bir yılını 1 Mayıs günü doldurdu Prof. Davutoğlu; dünya için bayağı çalkantılı, Türkiye için de risklerle dolu bir yıldı. Sadece etrafımızı saran coğrafyadaki kriz noktalarını teşkil eden ve çok sayıda ülkeyi ilgilendiren Filistin, Karabağ, Irak, İran gibi sorunlarla ilgilenmekle kalmıyor artık Türkiye, geçen hafta Sırbistan ve Bosna-Hersek liderlerinin Ankara’da biraraya geldikleri düşünülürse uzak coğrafyalar da ilgi alanı içine giriyor.

Türk dış politikasının dinamiklerinin anlaşılması o kadar kolay değil; kolay değil, çünkü ‘çıkarlar’ üzerine oturan ve kendini düşünmeyi önceleyen yerleşik anlayışa ters… ‘Yeni diplomasi’ ülke içindeki barışı sağlayabilmek için etrafın sorunsuz hale gelmesi gerektiğini biliyor; evrensel barışa ancak muhataplarını da en az kendisi kadar düşünen (’selfless’) bir yaklaşımla erişilebileceğini hesap ediyor.

Komşumuz Yunanistan geçmişte Türkiye’ye az çektirmedi; ayrılıkçı terörün azmasında ne denli belirleyici bir rol oynadığını en son Öcalan’ın Kenya’daki Yunanistan Büyükelçiliği’nde misafir edilmesiyle görmüştük. Başka huzursuzluklarda da perde gerisinde olumsuz roller oynadığı biliniyor Yunanistan’ın… Devamını Okumak için »

Davutoğlu: Türkiye’nin tutumu net

iran_flagDIŞİŞLERİ Bakanı Ahmet Davutoğlu, İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki ile yaptığı ikili görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin nükleer silahlara karşı olduğunu ve bu konudaki tutumun net olduğunu söyledi. Davutoğlu, sorunların diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğini ve Türkiye’nin bu çabaları sürdürmekte kararlı olduğunu da söyledi.

New York’taki Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) ilişkin toplantıdan Türkiye’ye gelen Muttaki’nin, kendisine toplantıyla ilgili bilgi aktardığını belirten Dışişleri Bakanı Davutoğlu, “Biraz önce İran ile P5 artı 1 arasında istişarelerin başlatılması ve yapıcı bir şekilde sorunun diplomatik yollarla çözümü konusundaki kanaatlerimizi bir kez daha kendisiyle paylaştık” dedi. Davutoğlu, Türkiye’nin tutumunun çok net ve açık olduğunu belirterek, “Her zaman söylediğimiz gibi, biz nerede olursa olsun, nükleer silahlara, özellikle bölgemizde kesinlikle karşıyız. Ancak her ülkenin barışçıl nükleer enerji elde etme hakkı olduğunu da kabul ediyoruz. Çünkü teknoloji bütün insanlığın malıdır. Nihayet bütün bu sorunların diplomasi yoluyla çözülmesinin gerekli olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda İran’la son yaptığımız temaslarda da diplomasi için çok önemli bir şans olduğu kanaatindeyiz. Diplomasiye bu şans verilmeli. Bölgemiz ve dünya gerilimlerin uzağında tutulmalı diye düşünüyoruz. Türkiye olarak bu çabaları sürdürmeye kararlıyız” diye konuştu.

Davutoğlu: “Kabul Edilebilir Değil”

124564Barack Obama’nın 24 Nisan açıklamasına Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’ndan tepki geldi. Davutoğlu, Obama’nın açıklamasında “büyük felaket” ifadesini kullanmasını doğru ve kabul edilebilir olmadığını söyledi.

Ahmet Davutoğlu, İstanbul’da yaptığı açıklamada, tarihin siyasallaştırılarak değerlendirilmesine karşı olduklarını için, Obama’nın açıklamalarını doğru bulmadıklarını kaydetti.

Davutoğlu, “Hiçbir şekilde ne yürütme, ne de parlamentoların bu tür açıklamalarla tarihi yargılarda bulunması kabul edilebilir bir durum değildir ve tarihi tek taraflı okuma çabaları da bir tür başka bir adaletsizlik doğurmaktadır” şeklinde konuştu.

Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi için imzaların atıldığı gün kendisinin “adil hafıza” çağrısında bulunduğunu vurgulayan Davutoğlu, “Eğer acıları paylaşacaksak hepimizin acılarını paylaşmalıyız” dedi.

Davutoğlu: Askıya alma Ermenistan’ın kendi takdiri

ahmet_davutogluDışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ermenistan’ın Türkiye ile imzaladığı protokollerin onaylanmasını askıya almasını değerlendirerek, “Ermenistan’ın tek taraflı aldığı bir karar ve kendi süreci ile ilgili aldığı bir karar. Sayın Başbakanımızın da söylediği gibi bu onların takdiridir” dedi.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, gazetecilere yaptığı açıklamada, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın dün açıkladığı kararın Ermenistan’ın tek taraflı aldığı bir karar olduğunu kaydederek, “Bu onların takdiridir. Tabii onların kendi sürecine müdahil olmamız düşünülemez. Ama olumlu unsur bu sürecin devam ettiğinin vurgulanmasıdır. Ümit ederiz ki Ermenistan’da ve Türkiye’de en kısa zamanda uygun siyasal ortam oluşur ve süreç kaldığı yerden devam eder” diye konuştu.

Sürecin devamında herkesin menfaati olduğunu düşündüklerini ifade eden Davutoğlu, bunun sadece Türkiye ve Ermenistan’ın değil, tüm bölge ülkelerinin ve başta ABD, Rusya ve Fransa olmak üzere tüm uluslararası toplumun kazançlı çıkacağı bir süreç olarak değerlendirdiklerini bildirdi. Devamını Okumak için »

Davutoğlu: İstanbul yeniden Balkanlar’ın merkezi

1994695903Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Üçlü Balkan Zirvesi’ni değerlendirdi:  Bu zirve Türkiye-Bosna Hersek ve Sırbistan için çok önemli. Geçen sene itibariyle baktığımızda Balkanlar’da büyük bir kriz beklentisi vardı. Batı Avrupa Birliği devletleri ve ABD’nin birlikte yürüttüğü süreç başarısız kalınca, biz 1 Ekim’de bir süreç başlattık. Bosna Hersek – Türkiye – Sırbistan üçlüsü başlatacaktık. Bu kimsenin tasavvur edebileceği bir şey değildi. Belgrad’a son 5-6 ay içinde 4 kez gittim. Bosna’ya 5 kez gittim. İki taraf arasında güven artırıcı önlem bağlamında birkaç adım atılmasını planladık. Ama bunlar kolay olmuyor. Bir defasında akşam Sırp Cumhurbaşkanı Tadiç ile görüştüm. Tadiç’ten aldığım bilgiye istinaden gece 22.00′de uçağın yönünü Saraybosna’ya çevirdik. Sayın Sladziç’e ‘Ben şehre gelirsem dikkat çeker, havalimanına gelir misiniz’ dedim. Gece saat 24.00′te havalimanına indim. Saat 02.00′ye kadar kendisiyle müzakere ettik. Onun büyükelçi atamalarını ve diğer konuları karara bağladık.
Bu Türkiye-Bosna Hersek-Sırbistan üçlüsü oluşması Avrupa’da gerçek anlamda şok etkisi yarattı. “Biz bunca zamandır uğraşıyoruz yapamadık. Türkler girdi. Taraflar bir araya geldi, nasıl olur” dediler. Bir Avrupalı Bakan Sırp meslektaşıma şöyle diyor: “Siz Türklerle asırlar boyunca kavga ettiniz, nasıl olur da bizi dinlemiyorsunuz, onları dinliyorsunuz?” Sırp Bakan, kendisine “Türkleri anlamanız lazım. Bizi anlamanız için de bizimle 500 yıl yaşamanız lazım” diye yanıt veriyor. Sırplar şimdi bize “Bizi en iyi anlayan sizsiniz diyorlar”
Bu tarihi adım unutulmaz. Bu, İstanbul’un yeniden Balkanlar’da merkez olmasıdır. ABD’nin 24 Nisan’daki açıklamaları her sene tekrarlanan migren gibi bir başağrısı. Ama bu gerçek tarih. Bu fotoğraf, Sırp Cumhurbaşkanı için Bosna Hersek başkanları için kolay değil. Ama bunu bizim devrede olmamız nedeniyle yapıyorlar. Balkanlar için yeni bir tarih yazılıyor.
Türkiye’nin büyük diplomasi mücadelesiyle NATO Üyelik Eylem Planı’na alınan Bosna Hersek’in toprak garantisi artık NATO’nun altında. Bugüne kadar eylem planına alınan hiçbir ülke NATO dışında kalmamıştır. Bosna bayram yapıyor. Bu başarıya tüm ülkelerde Türk-Boşnak zaferi diyorlar. Sırplar da desteklemeseydi bu olamazdı. Bu açıdan bugünkü İstanbul resmi çok önemli.

Kafkasya’da her ülkenin nabzını tutuyoruz

aliyevDışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev başta olmak üzere temaslarda bulunmak üzere Bakü’ye giderken uçakta bulunan gazetecilere yaptığı açıklamada, Kafkasya’da bulunan her ülkedeki gelişmeleri yakından takip ettiklerini ifade ederek, “Kafkasya’da her ülkenin nabzını tutuyoruz.” dedi.

Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi sürecinde son dönemde bir ivme olduğunu ifade eden Davutoğlu, “Bunun uluslararası platformda yansımaları var.” dedi. Washington’da çok yönlü görüşmeler yaptıklarını bildiren Dışişleri Bakanı, Azerbaycan’da yapacağı temaslarda ABD’de yaptığı görüşmelerde ortaya çıkan durumları ve izlenimlerini ‘yüz yüze’ Azeri yetkililere ileteceğini bildirdi.

ABD’de düzenlenen Nükleer Güvenlik Zirvesi’nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ermenistan lideri Serj Sarkisyan ile bir görüşme yapmıştı. Bunun yanı sıra Davutoğlu da Ermeni meslektaşı Nalbandyan ile bir araya gelmiş; iki ülke arasındaki normalleşme süreci Erdoğan’ın ABD Başkanı Obama ve Rusya Devlet Başkanı Medvedev ile yaptıkları görüşmelerde de gündeme gelmişti. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun Başbakan’ın özel temsilcisi olarak Erivan ve Bakü’ye yaptığı ziyaretleri hatırlatan Davutoğlu, bu ziyarette kendisinin bire bir gelişmelerden Azeri tarafını haberdar edeceğini söyledi. Devamını Okumak için »

Davutoğlu: KKTC’ de müzakereler öyle veya böyle mutlaka etkin bir şekilde sürdürülecektir

Ahmet DAVUTOĞLU
Ahmet DAVUTOĞLU

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, KKTC’de Başbakan Derviş Eroğlu’nun zaferiyle sonuçlanan cumhurbaşkanlığı seçiminin, herkesin saygı duyması gereken son derece başarılı ve şeffaf bir şekilde geçtiğini belirtti,  seçimler dolayısıyla Kıbrıs Türk halkını kutladı. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve kendisinin Başbakan Eroğlu’nu tebrik ettiklerini anlatan Davutoğlu, Cuma günü yapılması planlanan yemin törenine katılacağını da söyledi.

Ahmet Davutoğlu, Ankara’yı ziyaret eden Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi ile görüşmesinin ardından konutunda düzenlenen ortak basın toplantısında bir soru üzerine KKTC’de Başbakan Derviş Eroğlu’nun zaferi ile sonuçlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunu değerlendirdi.

Konuşmasına, “Seçimlerin, KKTC’de demokrasinin ne kadar körüklenmiş olduğunu gösterdiği” sözleriyle başlayan Davutoğlu, “Kime oy verilmiş olursa olsun tüm Kıbrıs Türk halkının büyük bir başarısıdır. Bu sebeple biz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs Türk halkını tebrik ediyoruz” dedi.

Seçim sonuçlarının, “herkesin saygı duyulması gereken son derece başarılı, şeffaf” bir süreç sonucunda ortaya çıkan sonuçlar olduğunu da vurgulayan Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve kendisinin seçim başarısı nedeniyle Eroğlu’nu kutladıklarını da söyledi. Devamını Okumak için »

Davutoğlu: Karabağ Problemi Çözülmeden Bölgeye Barış Gelmez

Ahmet DAVUTOĞLU

Ahmet DAVUTOĞLU

APA’ya bir röportaj veren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Karabağ probleminin çözümü sürecinin Erdoğan-Sarkisyan görüşmesinin ana başlığı olduğunu dile getirdi. Dağlık Karabağ konusunun Erdoğan-Sarkisyan görüşmesinde ne derecede gündemde olduğu sorusuna Davutoğlu, “Normal olarak bu konu görüşmenin ana gündem maddesiydi. Sayın Başbakan, Ermenistan liderlerine Dağlık Karabağ probleminin hassas noktalarını açıkladı,” dedi.

“Obama yönetiminin bu konu üzerine odaklanması Türkiye için çok önemli. Şunun altını bir kez daha çizmek istiyorum; Türk-Ermeni protokollerinin imzalanma amaçlarından birisi de, işgal altındaki Azerbaycan topraklarının kurtarılmasıydı. Barışçıl perspektifimizi koruyacak ve kimsenin taviz vermemiz mümkün olmayan konularda, Türkiye’ye baskı yapmasına izin vermeyeceğiz,” diyen Davutoğlu, Türkiye’nin Azerbaycan’la iletişimi kopartmadığını ve Türk ve Azeri yetkililerin sık sık biraraya geldiklerini söyledi. Devamını Okumak için »

Davutoğlu: Ermeni diasporasıyla temas istiyoruz (Murat YETKİN)

Murat YETKİN
Murat YETKİN

Davutoğlu, “Diasporadaki makul Ermenilerle temasa geçmek istiyoruz. Ve bu noktada bütün Ermenileri tek bir kategoride, tek taraflı yaklaşan bir kitle olarak göremememiz lazım. Belki de daha köklü bir barış dönemi önümüzde duruyor” dedi.
Davutoğlu bu açıklamaları 24 Mart akşamı Fikret Bila ile birlikte CNN Türk için hazırladığımız Ankara
Kulisi programında yaptı.
Davutoğlu’nun sözleri tam olarak şöyle:
* İşin psikolojik boyutu var, hukuki boyutu var -uluslararası hukuk ve protokollerle ilgili, siyasi ve tarihi boyutu var. Bu tarihi ve psikolojik boyutu birlikte değerlendirdiğimizde bence en önemli mesele, gerçekten Türkler ve Ermeniler gerçek bir barış dönemini başlatacaklarsa bariyerleri aşmaları lazım. On asıra yakın, Malazgirt’e kadar giden bir birliktelik var. (Ondokuzuncu yüzyılda) Son çeyrek asıra kadar olan ilişki çok barışçıl bir ilişki. Burada en önemli şey, hukuki ve siyasi tedbirleri ne kadar  alırsanız alın, psikolojik olarak o bariyerleri aşmak.


Adil hafıza, kilit kavram

* Eğer o gün (Protokollerin imzalandığı 10 Ekim 2009 günü-MY) Sayın Edward Nalbantyan kabul etmiş olsaydı, bir konuşma hazırlamıştım protokolleri hazırladıktan sonrası için… O konuşmayı bir tek kavram üzerine oturtmuştum: Adil hafıza… Kilit kavram bu. Yani bütün o tarihe tek taraflı bir hafıza ile bakmamak. Biz Ermenilerin neler yaşadığını neler hissettiğini, daha sonra neler yaşadıklarını anlamak icin empati yapmalıyız; ama onlar da bizim hafızamıza saygı göstermeliler, kendi hafızalarına saygı beklerken. Tek taraflı bir hafıza kurmamalıyız.
* Onlar için 1915 yılı bir tehcir yılı olabilir. Bizim için aynı zamanda bir Çanakkale’dir. Bizim için Sarıkamış’tır. Çanakkale’yi özellikle vurguladım. Yani bütünüyle bir milletin kendisinin kalbini ve varoluşunu ekseni olarak gördüğü… Sadece Çanakkale’yi değil, İstanbul’u savunuyorlardı. Devamını Okumak için »

Makedonlar, Türkler, Romanlar… (Oral Çalışlar)

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Makedonya gezimizin ikinci gününde sabah sohbetimize başlarken, Makedonya’daki iç savaşın 2001 yılında sonuçlanmasını sağlayan Ohri anttlaşmasının bazı maddelerine dikkat çekti. Bu anlaşma, her etnik topluluğa devlet kademesinde temsil imkânı sağlamıştı. Makedonların yanı sıra, Arnavutlar, Türkler ve Romanlar bu temsil olanağından yararlanıyorlardı. Her etnik grup, kendisinin çoğunlukta bulunduğu, temsil edilebildiği bölgelerde ve mekanlarda, ait olduğunu hissettiği ülkenin, ulusun bayrağını da kullanabiliyordu.
Türkler, Türk bayrağını, Arnavutlar Arnavutluk bayrağını kullanırken, Romanlara da Hindistan bayrağı uygun görülmüştü. Romanların, Hindistan kökenli olduğuna inanıldığı için böyle bir yol başvurulmuştu. Şimdi değişik etnik kökenlerden gelen milliyetler bu anlaşma ile barış içinde yaşıyorlar. Herkes birbirinin kimliğine, varlığına saygı gösteriyor. Barış bunun üzerinden anlam kazanıyor.
***
Makedonya gezimiz bir yıldırım hızıyla geçti. Ülkenin güneyinden başlayıp kuzeyine doğru uzun bir yolculuk yaptık. Gostivar, Türklerin en yoğun olarak yaşadığı vilayet. Burada Devamını Okumak için »

Sırplarla ilişkimiz düzeldi, Ermenilerle niye olmasın

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Ermenistan’a, son dönemde Türkiye ile Sırbistan arasındaki yakınlaşma ile mesaj göndererek, “Sırbistan ile yaşadığımız yakınlaşmayı neden Ermenistan’la da yaşamayalım” dedi.

Davutoğlu'nun Bulgaristan temasları
Davutoğlu’nun Bulgaristan temasları

Davutoğlu, Bulgaristan’a giderken uçakta şu mesajları verdi: “Sırplarla çatışmalarımız, 1300’lü yıllara dayanıyor. Ermenilerle sorunlarımız ise bir asırlık. Bizim Sırplarla birlikte yaşama tecrübemiz de yok. Oysa Ermenilerle birlikte yaşamışız. Bundan dolayı Türklerle Ermenilerin ilişkisi önemli. Ama bakın biz ne yaptık. Bin yıldır çatışma halinde olduğumuz Sırplarla ilişkimizin doğasını, bir yıl içinde değiştirdik. Ben altı ay içinde 11 kez Sırp mevkidaşımla bir araya geldim. Ermeniler bizimle Dağlık Karabağ meselesini konuşmuyorlar; ‘Siz Azerilerden yanasınız’ diyorlar. Oysa biz ‘Sırbistan’la konuşarak meseleyi hallettiysek, sizinle de hallederiz’ diyoruz. Bizim sayemizde Sırbistan ile Bosna Hersek arasında yakınlaşma oldu. Bosna Hersek, Sırbistan’a büyükelçi atadı. Sırplarla Boşnaklar arasındaki çatışma, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışmadan çok daha yakın ve çok daha acılarla dolu. Bir gece yarısı Bosna Hersek Cumhurbaşkanı ile havaalanında iki saat konuşup Sırplarla sorunlarını çözdük. Şimdi de sırada Srebrenica katliamı için Sırpların özür dilemesi var. İşte biz bunları, bin yıldır çatışma yaşadığımız Sırplarla konuşuyorsak, niye Ermenilerle de konuşmayalım? Sırplarla ve Boşnaklarla üçlü olarak altı aydır görüşüyoruz. Niye bunu Ermeni ve Azerilerle de yapmayalım?”

Foreign Policy: Davutoğlu, dünyanın 4 “Kissinger”ından biri…

Ahmet DAVUTOĞLU

Ahmet DAVUTOĞLU

Diplomasi ve strateji dergisi Foreign Policy, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu, “Dünyanın Kissinger’ları” olarak nitelediği 4 devlet adamından oluşan listeye dahil etti.

Dergi, 50 yıldan uzun süre ABD’nin dış politikasının en etkin isimlerinden biri ve birçok önemli uluslararası girişimin mimarı olan, Nobel Barış Ödüllü eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger gibi etkin politika yürüten dört ismi, “Dünyanın Kissenger’ları” adı altında listeledi.

“Bir ülkenin dış politikasının çoğu zaman seçilmiş liderinden çok, perde arkasındaki isimler ve yaşça büyük devlet adamları tarafından tanımlandığına” dikkati çekilen dergide, “Kissinger’ın ABD’ye yaptığı gibi, dünyanın ortaya çıkmakta olan güçleri için küresel gündemi belirleyen 4 kişi bulunduğunu” ifade etti.

Listedeki isimlerden biri olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu için şu ifadeler kullanıldı:
“Gayretli tarih öğrencisi, atılgan ve sözünü esirgemeyen Davutoğlu, Türkiye’nin Osmanlı görkemini yeniden tesis etmeye ve bu sayede Türkiye’nin bir kez daha Orta Doğu’da ağırlık sahibi olacağına inanıyor. Onun rehberliği altında Türkiye, Arap hükümetleriyle bağlarını güçlendirdi ve Arap-İsrail ihtilaflarında arabulucu rolü oynama peşinde oldu.” Devamını Okumak için »

Davutoğlu: Müzakereler için iyimserim

DIŞİŞLERİ Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin aracılığıyla İsrail-Suriye görüşmelerinin başlaması için ‘sahnenin hazır olduğu’nu söyledi. Davutoğlu,  Al Hayat gazetesine, İsrail-Suriye görüşmelerinin Türkiye aracılığıyla yeniden başlaması konusunda  “çok iyimser” olduğunu açıkladı. Jerusalem Post tarafından yansıtılan açıklamada Davutoğlu, sahnenin müzakerelerin başlaması için hazır olduğunu ifade ederken de “Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Ortadoğu Temsilcisi George Mitchell dahil, konuştuğum tüm üst düzey ABD yetkilileri, görüşmelerin başlamasına tam destek veriyor” dedi. Buna karşın Davutoğlu, görüşmelerin ne zaman başlayabileceği konusunda kesin bir şey söyleyemeyeceğini de belirtti.

Davutoğlu: Sınırlarımız Duvar Değil, Gönül Kapıları

davutDışişleri Bakanı Davutoğlu, Türkiye’nin sınırlarının duvar olmadığını, komşulara açılan ”gönül kapıları” olduğunu söyledi. Davutoğlu,  Türk, soydaş ve akraba topluluklarının kurmuş oldukları sivil toplum örgütleriyle buluşma yemeğinde yaptığı konuşmada, buluşmanın coğrafi ve tarihi temelleri bulunduğunu vurguladı.

Türkiye’nin hem bir Avrupa ülkesi, hem bir Asya ülkesi olduğunu, aynı zamanda Balkanlar, Karadeniz ve Hazar’da bulunduğunu belirten Davutoğlu, Türkiye’nin hiçbir politikasının, özellikle de dış politikasının tek bir politikadan oluşamayacağını kaydetti.

Tarihi temeli olmayanın gelecek vizyonu da taşıyamayacağına dikkati çeken Davutoğlu, Belhli olan Mevlana Celaleddin Rumi’nin ve Rumelili olan Mehmet Akif Ersoy’un atalarının farklı coğrafyalardan olmalarına rağmen, aynı bilinci yaşadıklarını ve yaşattıklarını anlattı.

Bugünkü buluşmanın köklü bir zemine dayanığını dile getiren Davutoğlu, Türkiye’nin tarihi arka planına yeni bir unsur daha eklendiğini, bunu da 50 yıl önce Anadolu topraklarından göç ederek, Batı Avrupa’ya, Amerika’ya  gidenlerin oluşturduğunu dile getirdi. Devamını Okumak için »

Kitap Değerlendirmesi ve Özeti: ABD Sonrası Dünya (Enes TAYLAN)

postamericanFareed Zakaria,  2008 yılında kaleme aldığı “ABD sonrası dünya”yla, küreselleşen ve hızla değişen dünyada ABD’nin  mevcut ve gelecekte olması beklenen konumunu irdeliyor. Ben bu kitabı, yazarının üç özelliğinden dolayı önemli ve mutlaka okunması gereken bir kitap olarak görüyorum.  Birincisi,  her ne kadar Hindu olsa da, Zakaria, olaylara Amerikan bakış açısıyla bakan ve kendisini Amerikalı olarak gören (kendisinin kitapta ve diğer yazılarında “biz Amerikalılar” ifadesi dikkat çekiyor) bir yazar.  İkincisi,  genelde demokratların ve özelde Obama’nın fikir babası olarak görülen Zbigniew Brzezinki‘yle olan yakınlığı.  (Ayrıca Brzezinski’nin” Küresel Hakimiyet mi Küresel Liderlik mi” kitabını da bu kitabın fikir kaynaklarından biri olarak kabul edebiliriz. Bu kitabı da tavsiye ederiz)  3.sü de  kendisinin ABD’nin dış politika ve ekonomide en önemli dergilerinden biri olan Newsweek’in editörü olması.

Genel olarak bahsedersek, Zakaria, ABD’nin sahip olduğu üstünlüğü kaybettigi bir dünyanın belirtilerini şu an nasıl görmeye başladığımızı,  yakın gelecekte bu belirtilerin yani diğerlerinin yükselişinin ABD’ye ne tür zorluklar çıkarabileceiğini inceliyor. Kitabın son bölümlerinde de böyle bir dünyada gücü ne kadar azalırsa azalsın liderlik konumunu devam ettirebilmesi icin ABD’ye tavsiyeler sunuyor. Kitabın başında da Arnold Toynbee’nin Civilizational Challenge and Response (Medeniyetsel Karşı Koyuş ve Cevap) Teorisinin (ki İbn Haldun’un Asabiyet Teorisi‘nin başka bir şekilde ifadesidir) ana fikrini veren cümlesi bizi zaten kitaba fazlasıyla hazırlıyor:

–Gelişme ve ilerleme; ne zaman bir karşı koyuş başarılı bir cevap doğurursa, ki o da yeni bir karşı koyuşu ateşler, orda başlar. Her ne kadar tarihi bir gerçeklik bir olarak çoğu medeniyet başarısız olsa da, neden bu döngünün sonsuza kadar devam etmemesi gerektiğine dair mantıklı, açıklayıcı bir sebep bulamadık.

Fareed Zakaria
Fareed Zakaria

Kitap 7 ana bölümden oluşmakta.
1.    Diğerlerinin yükselişi (genel batılı bakış açısı West and the Rest (batı ve diğerleri) )
2.    Dünya’daki mevcut değişim
3.    Batılı olmayan bir dünya
4.    Meydan okuyan (Çin)
5.    Müttefik (Hindistan)
6.    ABD’nin potansiyel gücü
7.    ABD’ye stratejik tavsiyeler


1.Diğerlerinin Yükselişi:
Zakaria bu bölümde genel olarak batı özelde de ABD dışındaki güçlerin yükselişlerine örnekler sunuyor. Ama asıl vurgunun ABD  dışı güçler üzerinde olduğunu bilmekte fayda var çünkü  her ne kadar ilerleyen bölümlerde “batılı olmayanların yükselişleri” tarzı ifadeler kullanılsa da kitabın bütününe baktığımızda  Zakaria’nın diğerleri derken asıl vurgulamak istediginin ABD dışı güçler oldugu anlaşılıyor. Devamını Okumak için »

Davutoğlu İspanya Dışişleri Bakanı Moratinos ile görüştü

Moratinost - Davutoğlu
Moratinos – Davutoğlu

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, “2. Türkiye-İspanya Hükümetlerarası Zirve” toplantısında, İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos ile görüştü.

Basına kapalı görüşmede,  iki ülkenin dışişleri bakanının öncelikli olarak İran’ın nükleer enerji programıyla ilgili yürütülen diplomatik girişimler ve bu bağlamda Davutoğlu’nun Tahran’a yaptığı son ziyaretin sonuçları, Türkiye’nin AB’ye giriş için yürüttüğü müzakerelerde yeni başlıkların açılması ve Kıbrıs meselesini ele aldıkları bildirildi.

Davutoğlu’nun, İspanya-Türkiye ilişkilerini “altın çağını yaşıyor” şeklinde yorumladığı, Moratinos’un da “Türkiye’nin AB’ye üyeliğini kesinlikle destekliyoruz” dediği belirtildi.

Davutoğlu ve Moratinos’un ayrıca ayrıntılı bir şekilde Balkanlar konusunu ele aldığı, İspanya’nın AB Dönem Başkanı sıfatıyla Bosna Hersek ile ilgili yaptığı girişimlere Türkiye’nin de katılımını istediği ifade edildi. Devamını Okumak için »

Davutoğlu: İran’dan pozitif katkı istedik

davutogluİran ile Batı arasındaki gerilim tırmanırken Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Tahran’a önemli bir ziyaret gerçekleştirdi. Muhataplarına ‘çözüm için pozitif katkı yapın, bölgede yeni bir savaş istemiyoruz’ çağrısında bulunan Davutoğlu, Ahmedinejad tarafından, Türkçe “Hoş geldin” sözleriyle karşılandı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İran ile Batı arasındaki nükleer krize çözüm bulmak için Tahran’a ziyarette bulundu. İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki, İran Meclis Başkanı Ali Laricani ve Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri ve nükleer başmüzakereci Said Celili ile bir araya gelen Davutoğlu, ardından İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad tarafından kabul edildi. Davutoğlu, Tahran’da ilk olarak İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki ile baş başa görüştü. Görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi. Son 5 ayda İran’ı 4. kez ziyaret ettiğini hatırlatan Davutoğlu, Türkiye ve İran arasında neredeyse haftalık görüşmeler şeklinde cereyan eden görüşmeler silsilesinin bölgedeki gelişmeler göz önüne alındığında bir zaruret teşkil ettiğini söyledi. Devamını Okumak için »

Davutoğlu’nun Kazakistan yolunda açıklamaları

Ahmet  Davutoğlu, resmi ziyarette bulunmak üzere Kazakistan’a gitti. Davutoğlu, Kazakistan’a hareketinden önce Havaalanı’nda düzenlediği basın toplantısında Kazakistan temasları hakkında bilgi verdi.  Türkiye ve Kazakistan’ın birçok uluslararası kurumda birlikte çalışacağını söyleyen Davutoğlu, Kazakistan’ın 2010′da Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) dönem başkanlığını üstlendiğini, Türkiye’nin de Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı’nın dönem başkanlığını üstleneceğini hatırlattı. Türkiye’nin bu yıl Kasım ayından itibaren de Avrupa Konseyi dönem başkanlığını üstleneceğini belirten Davutoğlu, bu çerçevede iki ülkenin yaklaşık bir yıl Avrupa ve Asya’daki en önemli güvenlik teşkilatlarının başkanlıklarını yürüteceklerini ifade etti. 2009 yılı Ekim ayında Nahçıvan’da gerçekleştirilen Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nde kararlaştırılan adımlar bulunduğunu hatırlatan Bakan Davutoğlu, ziyaretinde bu konuyu ve Asya’daki genel dengeleri de ele alacaklarını belirtti. Devamını Okumak için »

Davutoğlu: Ermenistan’ın kararı iyi niyetli değil

124564Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin kararını iyi niyetli görmediğini söyledi.

Almanya’ya giderken uçakta Türk gazetecilerin sorularını cevaplayan Ahmet Davutoğlu, Suriye ve İsrail arasında arabuluculuk ve Türkiye Ermenistan arasındaki açılım süreci konularında açıklamalar yaptı. Bakan Davutoğlu, Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin kararının protokolü yok etmediğini, ancak süreci yaraladığını söyledi.

KARABAĞ, SÜRECE POZİTİF ETKİ YAPAR

Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin kararını “iyi niyetli görmediklerini” ifade eden Davutoğlu, kendisinin Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbantyan’a da “Adeta görüşme sürecinin başına dönmüş olduk” şeklinde tepkisini ilettiğini belirtti. Karabağ’da sağlanacak ilerlemenin sürecin önünü açacağını belirten Davutoğlu, “Böylelikle Türkiye’nin adım atması mümkün hale gelir” diye konuştu. Karabağ sorununun çözüm süreci ile protokolün paralel ilerlemesinin süreci pozitif etkileyeceğini kaydetti. Davutoğlu, Ermenistan’ın iyi niyetini gösteren adımlar atması gerektiğini dile getirdi.

ARABULUCU YİNE TÜRKİYE OLUR

Bakan Davutoğlu, bir soru üzerine Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun iki ülke arasındaki barış görüşmelerinin yeniden başlaması konusunda son açıklamalarını da değerlendirdi. Türkiye’nin görüşmelerde arabulucu olması konusunda Suriye’nin tavrının net olduğunu vurgulayan Davutoğlu, İsrail’in de karşı olmadığını hatırlattı. İsrail ve Suriye arasında görüşmelerin yeniden başlaması halinde, Türkiye’nin tartışmasız olarak tarafsız arabulucu olacağını söyledi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin kararını iyi niyetli görmediklerini belirtti.

Küreselleşme, Yeni Dünya Düzeni ve Türkiye – ABD İlişkileri (Enes TAYLAN)

Süpergüç ABD ile bölgesinde hızla yükselen ve güçlenen ama en onemlisi siyasi karar vericileri tarafından küresel güç olması hedeflenen Türkiye’nin ilişkileri her zaman olduğu gibi günümüzde de de sıkça tartışılan konulardan biri. Özellikle iki tarafın da kendilerini, uluslararası sistemin bir bütün olarak yeniden düzenlendiği bir ortamda, yeniden tanımlaması, ilişkilerın doğasını daha da karmaşık hale getiriyor.Böyle bir ortamda dar tanımlamalar ve yorumlamalar yapmak, ciddi zihniyet ve politika değişimlerini hesaba katmamak; bizi büyük resmi görememek ve tarafların vizyonunu anlayamamak sonucuna götürüyor.

Recep T. ERDOĞAN - Barack OBAMA
Recep Tayyip ERDOĞAN – Barack OBAMA

Kapsamlı bir şekilde ilişkileri analiz etmek için de öncelikle uluslararası sistemin içinde bulunduğu konjonktürün incelenmesi, sonrasında bir taraftan ABD’nin zihniyet değişimini bir taraftandan da Türkiye’nin yeni vizyonunu ve en sonunda da bu bakış açıları nerelerde kesişiyor, bir bütün olarak bunları incelemek gerekiyor.

Yeni Uluslararası Konjonktür

Dünya çok ciddi bir değişim içerisinde. Küreselleşmenin sonuçları her ne kadar yıllardır etkisini gösterse de, küreselleşme son 2-3 yılda ilk defa geleneksel güç merkezlerinin yapısını değiştirdi ve yeni güç merkezleri tanımladı. Dünyayı yoneten iki büyük süpergüçten birinin yenilmesi sonucu bambaşka bir şekle bürünen uluslararası sistem hızlı kureselleşmenin etkisiyle ciddi bir degisim daha geçirdi. ABD’nin mutlak liderliğini ilan ettigi (tarihin sonu tezini hatırlayalım) 1.Körfez savaşından sonra 2008 Kasım ayındaki ekonomik krize kadar beliren tüm göstergelere rağmen uluslararası sistemin yeniden tanımlanmasına dair istekler fazla duyulmuyordu. ABD savaşıyor, isteklerini güçle kabul ettiriyor ve uluslararası işbirligini önemsemiyordu. Özellikle Irak Savaşında gördügümüz gibi tüm uluslarası mekanizmaları pas gecen bir ABD vardı. Fakat 2008 yılında başlayan ekonomik krizle birlike batı ekonomilerinin güçlerini, geleneksel finans merkezlerinin yoğunluklarını kaybetmeleri,  sadece ABD’nin değil aynı zamanda uluslarası sistemin çekirdeğini oluşturan Atlantik Ekseni’nin de küresel sistem içerisindeki ağırlığının azalmasına  neden oldu. Ekonomik düzelmenin batıdan önce uzakdoğuda baslaması, batı ekonomileri küçülürken uzakdoğu ekonomilerinin hızla yukselmesi, globalleşmenin getirmesi beklenen yeni güç dengelerinin artık teoriden ve göstergelerden çıkıp pratik, ciddi sonuçlara yol açması, ülkeleri, zihniyet parametlerini ciddi anlamda revizyona tutmaya itti.

ABD’nin Paradoksu

Uluslarası sitemin kurucusu ve lideri konumundaki ABD, dünyadaki büyük değişimlerle birlikte, stratejisyenlerin uzun süredir teori boyutunda dile getirdiklerini uygulamaya koydu. George W. Bush’un son dönemlerine (2008′in ikinci yarısı) denk gelen göreli yumuşama süreci, sonrasında Barack Obama’nın başkan seçilmesi ve uygulanan yeni politikalar ABD’nin nasıl yeni bir tanımlamaya geçtiğinin en ciddi göstergeleri. Peki bu yeni tanımlanamanın nedenleri neler:

-ABD her ne kadar açık ara süpergüç (ekonomik, siyasi, külturel ve teknolojik olarak) olsada hızla güçlenen merkezler tarafından tehdit ediliyor. Ekonomik olarak çok hızlı bir sekilde güçlenen Çin, NIC (Ulusal İstihbarat Konseyi)’in 2025 öngörülerinde ABD ekonomisinden kısmen büyük olacak. ABD genel güç denklemine göre ( Savunma Harcamaları * Gayri Safi Milli Hasıla * Nüfus) eşitler arasında birinci (primus inter pares) olacak.  2050 yılında, güçlenen Hindistan bu güç kapışmasını cok daha karmaşık hale getirecek.

-Küreselleşmenin motoru olan, dünya tarihinin küresel tanlamda tek süpergücü olan ABD’nin yumuşak karnı da aynı zamanda küreselleşme. Bilgi, iletişim ve ulaştırma teknolojileriyle kültürel gücünü dünyaya yayan, para akışının ana merkezi olan (Dünyadaki günlük 6 trilyon dolar para akışının 3 trilyon doları FED üzerinden gerçekleşiyor), her siyasi olaya müdahele etme imkanı bulunan, tüm dünyaya yayılan askeri üsleriyle gücünü her yerde hissettiren, en stratejik yerlerde (Basra Körfezi, Uzakdoğu ve Avrupa, genel olarak Rimland Kuşağı) tartışmasız hava üstünlüğüne sahip, donanmasıyla okyanusları kontrol eden,  uçak gemileriyle Avrasya steplerini denizden kuşatan, en gelişmiş uzay teknolojilerine sahip ve bu teknolojileri askeri gücü için kullanan ABD, küreselleşmenin tanımı gereği kimsenin tekelinde kalamaması özelliğinden dolayı aynı zamanda diğer güçlerin de ortaya çıkışına zemin hazırlıyor. Küreselleşmiş dünyada, bilgi artık sadece onu üretenden bulunmuyor, herkes bilgiye kolaylıkla ulaşabiliyor. Tüm pazarlama taktikleriniz birileri tarafından taklit edilebiliyor. Bundan 20 önce sadece en zengin, en güçlü ulkelerde olan nükleer silahlar, bugün ciddi ekonomik sıkıntılar ceken İran gibi bir ülkenin ulaşma sınırı içerisinde, Pakistan çoktan nükleer güç oldu bile. Daha trajik olarak terör örgütleri kimyasal, biyolojik ve nükleer silahlara erişme potansiyeline sahip. Küreselleşmeyle birlikte Çin’e giden ve orda çok büyük ekonomik kazançlar elde eden ABD ve genel anlamda batı sermayesi, Çin gibi bir ekonomik dev üretti. Bugün uzakdoğu artık sadece bir şantiye değil. Uzakdoğu firmaları kendi bilgi birikimleriyle kendi teknolojik alt yapılarını kuruyor. Refahın arttığı, orta sınıfın büyüdüğü (ki ABD’nin batı medeniyetinin değerlerini yaymak için desteklediği bir olguydu) dünyada, siyasal olarak bilinçlenen ve güçlenen, etnik ve kültürel olarak daha hassas toplumlar artık çok daha fazla tepki veriyor, kararların kendilerine dikte ettirilmesine. ABD içinde de ciddi sorunlar var. Halkın, emperyalist görevleri tasvip etmesi için gerekli olan yüksek ekonomik refah sekteye uğruyor ABD’de. İnsanların fedakarlık düzeyi gittikçe düşüyor gelişmiş toplumlarda. ABD, gücünün eşsizligine ve karşı konulmazlığına rağmen bu örneklerin cok daha fazlasını önümüzdeki on yıllar boyunca görecek. (Bundan sadece 65 sene önce İngiltere, 20 sene önce Sovyetler Birliği süpergüç konumlarını kaybettiyse ABD de kaybedecek. Uzun vadede nüfuz edilemeyen toplumsal hareketler, ülke içi çözülme, diğer toplumların yükselişleri vb. süpergüçlerin de çözülme sürecini başlatıyor. (Asabiyet Teorisi – İbn Haldun) ) Peki ABD’nin çözümü?

Tek seçenek: Küresel Liderlik
ABD’nin önünde iki çözüm var: Gücünü zorlamak ve rakiplerini ezmek ya da paylaşımcı bir şekilde diğer güç merkezlerini sisteme dahil edip, zaten dahil olmuşlara taviz vererek entegrasyonlarını arttırmak, sistemden çıkmanın potansiyel tehlikelerini hatırlatmak ve tüm bu merkezlere liderlik etmek. ABD, hegemonya bataklığının tehlikelerini biliyor. Gücüyle kabul ettirdikleri; iletişim teknolojilerinin etkisiyle siyasal anlamda bilinçlenmiş orta sınıfta, insanlar arasında ciddi tepkiler oluşturuyor. Uzun vadede çok riskli ve geçmişte imparatorlukların yıkılmalarının asıl nedenlerinden biri olan bu durum ABD’yi ikinci seçeneğe mahkum diyor:

Küresel Liderlik.

ABD gücünün azaldığı bu donemde uluslararası sistemi dönüştürme amacında. Nasıl 2. Dünya Savaşı öncesi süpergüç olan İngiltere,  savaştan sonra, mevcut gücünü, kendi avantajına, yeni uluslarası sistemi kurmak adına kullanmış ve çekildiği her yere Amerikan gücünün gelme sürecini başlatmışsa ABD de benzer bir dönüşümle kendi hakimiyet alanlarını kendi liderligindeki uluslararası sistemin hakimiyetine bırakacak. Dünya üzerindeki sorunları kısmen uluslarası sistemin katkısıyla çözen ABD gittikçe artan bir şekilde uluslararası sistemin desteğine ihtiyaç duyacak ve önümüzdeki süreç içerisinde çok daha fazla paylaşımcı olacak.Bunu gerçekleştirmek için birçok taviz verecek olan ABD, psikolojik olarak bu duruma  hazır da zaten (Obama’nın stratejisyenlerinden Zbigniew Brzezinski teorik olarak bu süreci on yıldan uzun bir zamandır işliyor). G20 toplantısının yapılması (G7 yerine) ve ekonomik düzenlemelerin yapıldığı ana kurum olarak kabul edilmesi, bu değişimin ekonomik ayağının en büyük göstergesi. IMF ve Dünya Bankası’nda oy dağılımlarının tekrar belirlenmesi gundemde. Almanya ve Brezilya’nın BM Güvenlik Konseyi’ne katılmalarının gerekliliği üzerıne beyin fırtınası senelerdır devam ediyor.


Ortadoğu, Kafkaslar, Körfez, Orta Asya’da yeni düzen

(-Genel Stratejik Arkaplan:
Geçmişteki büyük imparatorlukların aksine ABD, Dünya’nın tarihi ve coğrafi olarak merkezinde bulunan Afro-Avrasya’dan uzakta bulunan bir güç. Gücünü devam ettirebilmesi için, bu merkezde düzenleyici rol almalı, liderlik etmeli ve müttefikler bulmalı. ABD’nin süpergüç olmasını sağlayan da uluslarası sistemin, 2.Dünya Savaşı sonrası kendisinin liderliğinde Atlantik Ekseni’nde kurulmasıydı. Batı Avrupa’daki büyük güç merkezlerini NATO’da kendi liderliği etrafında birleştiren ABD, dünya ölçeğinde de BM aracılığıyla kararlarını uyguladı. Fakat Ortadoğu, Kafkaslar, Körfez ve Orta Asya’ya tavrı farklı oldu. Ortadoğu ve Körfez bölgelerinde bunun sebebi Amerikan askeri gücünün liderlik mekanizmasına yetmesiydi. Kafkaslar ve Orta Asya ise Sovyetler Birliği’nin kontrolündeydi. Fakat günümüzde yukarıda anlatılan nedenlerden dolayı (küreselleşmenin etkileriyle), bu 4 bölgenin hiçbirinde (ve genel olarak tüm dünyada) ABD gücü, uzun vadede, silah zoruyla kabul ettirilemez. Bundan dolayı bu 4 bölgenin uzlaşma, paylaşma ve birlikte karar verme sürecinde sisteme dahil edilmesi ve düzenlenmesi gerekiyor.)

Jeostratejik olarak dünyanın en önemli bölgeleri Devamını Okumak için »

Davutoğlu’ndan Suriye ve İsrail’e mesaj

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İsrail ve Suriye’nin  siyasi irade göstermesi durumunda, Türkiye’nin iki ülke arasındaki barış görüşmelerinde arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu söyledi.

Ahmet DAVUTOĞLU
Ahmet DAVUTOĞLU

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Londra’daki “Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü” (IISS) adlı düşünce kuruluşunda, “Yeni Dünya Jeopolitiği: Türkiye, BM Güvenlik Konseyi Üyesi olarak Küresel Barışa Nasıl Katkı Sağlıyor” başlığı altında bir konuşma yaptı.

Davutoğlu, İsrail ve Suriye arasındaki görüşmelerin iki tarafın güçlü siyasi iradesiyle yeniden başlayabileceğini, Türkiye’nin de bu görüşmeleri destekleyebileceğini söyledi. Konuşmasında coğrafya ve politika arasındaki ilişkiden ve bunun dünyaya etkisinden bahseden Davutoğlu,  jeopolitiğin tarihini ve çeşitlerini anlattı.

Türkiye’nin “dünyadaki yeni ve mevcut jeopolitik durumdaki” yerinden ve izlediği politikalardan da bahseden Davutoğlu, Türkiye’nin bu çerçevede yeni bir politikası olduğunu, bunun da “komşularla sıfır problem” olduğunu söyledi.

Davutoğlu, Türkiye’nin bölgesiyle ilgili konularda aktif katılım gösterdiğini ve rol üstlendiğini ifade ederek ve bu konuda örnekler vererek, Türkiye’nin işbirliği içinde olan komşularla ve güvenlik ve istikrarla küresel barışa katkı sağlamak istediğini ifade etti. Türkiye’nin bu vizyonla BM Güvenlik Konseyi üyesi olduğunu belirten Davutoğlu, jeopolitik ortamın yeni zorluklarının üstesinden gelmek, Devamını Okumak için »